Sigmund Freud Totem Ve Tabu İncelemesi

'Konu Dışı' bölümünde karanehir35 tarafından 6 Ekim 2015 tarihinde başlatılan konu.

  1. karanehir35
    Çevrimdışı

    karanehir35 DSD

    Katılım:
    15 Haziran 2013
    Mesajlar:
    2.136
    Beğenileri:
    6.602
    Merhabalar, şimdiye dek hep kulaklık ve dapları inceledim.Biraz da kitap incelemeleri yapayım dedim.

    Psikanalizm'im kurucusu ve en önemli kuramcısı Sigmund Freud,Totem Ve Tabu adlı eserinde, ilkel insan ve kabilelerden günümüzün Modern topluluklarına dek onların değişen ve değişmeyen adetlerini-ahlak anlayışlarını ele alıyor.Şunu açıkyüreklilikle kabul etmeliyiz ki,hepimiz ilkel insanlardan bir takım tabu özelliklerini içimizde taşıyoruz.İlkel insanlarla, örneğin Şimşek çakarkenki korkularımız ya da kıskançlık duygularımız birebir aynı.Ve insan,bulunduğu kültürel ortama göre şekillenen gelişmiş bir primat. Ahlak anlayışları da ülkeden ülkeye-milletlerden milletlere değişkenlik gösteren bir özellikte.
    Örneğin,Yeni Zelanda Gazelle Yarımadasında bir kız evlendiği andan başlayarak erkek kardeşiyle konuşamaz,onun adını ağzına alamaz.Bizim Türk toplumunda buna gülseler de bizim de başka açıdan gülünecek çok ilkel adetlerimiz de var tabii.Örnek vermeye bile gerek yok,herkes bu adetleri biliyor zaten.

    Yine Freud'un da belirttiği gibi ilkel insanlardan alınıp da büyü ve sihir gibi hiç değişmeyen tabular-adetler de var. Yine biz de ölünün arkasından kötü konuşulmaz önermesi de çok eski bir inanışın kalıntılarıdır.Freud'a göre, evliliğin icadı da eski topluluklarda bir türlü önlenemeyen ensestin ve bu tür vakaların önüne geçmek için,bir dizi sert yaptırıma ve yasaklara duyulan ihtiyaca dayanır. Ve günümüz Modern topluluklarına gelene kadar çok eşlilikten tek eşliliğe doğru bir evrim geçirmiştir.

    Bu önemli kitabında Freud ayrıca,erkek çocuk gözünde otoriteyi/iktidarı simgeleyen baba figürü ve baba-oğul çatışmasını da ele almış.Çocuk, babayı,annesine kötülük yapan bir varlık olarak algılıyor ilk.Ve baba figürü üstünden, kendi kimliğini de oluşturarak onu aşmaya koyuluyor.Erkek çocuğun amacı burada kötücül varlık olarak gördüğü baba figüründen,herşeyden çok sevdiği anne figürünü kurtarmak.Ve bir anlamda otoriteyi ele geçirip darbe yapmak.Evet arkadaşlar, yukardaki özet fikirler Freud'a ait. Demek ki her erkek çocuk da olmasa da bazı hassas çocuklar da bu durumlar yaşanabiliyor, hele de baba anneyi dövüyor, çocuğa sert davranıyorsa.Dolayısıyla-kendi çocukluğumdan Hareketle-Freud'un düşüncelerine katıldığımı öncelikle belirtmek isterim.

    Sonuç olarak kitap,bir başvuru kaynağı olmuş bence.Kitabı okuduktan sonra teknoloji olarak ilerlesek de aslında duygu ve ahlak olarak ilk insandan çok da farklı bir yerde durmadığımızı anladım.Şaşırdım mı hayır.İnsana ait hiçbir şey iyi ya da kötü şaşırtmıyor beni artık.İnsanı yanlışlıkla yeryüzüne düşmüş ve fabrika çıkışı baştan aşağı hatalı bir varlıksı ve çok hücreli canlı olarak görüyorum.
    DİKKAT:Sağlam bir bünyesi olmayan arkadaşlara kitabı okumalarını tavsiye etmiyorum.

    Okuyan herkese teşekkürler.Ecco Homo/İnsanca Pek İnsanca olmadı ama ne yapalım.Bununla idare edeceğiz artık.Ve madem bir gönderme yaptık,Nietzsche'den bir aforizma ile kapatalım konuyu:

    Uçurumun içine bakarsan,uçurum da senin içine bakar.
     
    #1
    Son düzenleme: 6 Ekim 2015
    tsn141, Mair, djalimarmaris ve diğer 3 kişi bunu beğendi.
  2. myloo
    Çevrimiçi

    myloo FLAC

    Katılım:
    21 Şubat 2015
    Mesajlar:
    512
    Beğenileri:
    709
    Öncelikle yazınızı zevkle okudum ve açıkçası felsefeyle psikanalizle pek ilgilenmesem bile ilgimi çekti. Alıp okumak lazım aslında sonuçta illa ki eleştirilecek yerleri de vardır sevilebilecek yerleri de vardır ama mutlaka insana bir şeyler katar. Bu arada sağlam bünyesi olmayanlara tavsiye etmiyorum demeniz merakımı ikiye katladı :)
     
    #2
    djalimarmaris ve karanehir35 bunu beğendi.
  3. karanehir35
    Çevrimdışı

    karanehir35 DSD

    Katılım:
    15 Haziran 2013
    Mesajlar:
    2.136
    Beğenileri:
    6.602
    Beğenmenize sevindim,öncelikle teşekkür ederim.Evet hocam,kitap gayet akıcı,bol örnekli ve anlaşılır.Sağlam bünyesi olmayanlara okumasını tavsiye etmiyorum önermesinin anlamı aslında alın bunu okuyun demek.Bu,bir iletişim kuralı olarak,insanın içindeki merak duygusunu harekete geçirmek için bilerek söylenmiş bir cümledir.Aslında bunu büyük kulaklık firmaları,sürücü/sahne/detay/ıvır zıvır diyerek çok güzel yerine getiriyorlar.Bir itiraf ben de az kanmadım bu reklamlara.Ama artık biraz da olsa şerbetlendim diyebilirim.
     
    #3
    myloo bunu beğendi.
  4. myloo
    Çevrimiçi

    myloo FLAC

    Katılım:
    21 Şubat 2015
    Mesajlar:
    512
    Beğenileri:
    709
    Doğru söylüyorsunuz, psikalanize bir de hobi açısından mı baksak yoksa :) Belki bir çok şeyi açıklar :D
     
    #4
    karanehir35 bunu beğendi.
  5. djalimarmaris
    Çevrimdışı

    djalimarmaris FLAC

    Katılım:
    30 Nisan 2014
    Mesajlar:
    372
    Beğenileri:
    339
    sigmund freud dedi ki , :p
    sometimes a cigar is just a cigar :)
     
    #5
  6. Mair
    Çevrimdışı

    Mair Analog

    Katılım:
    29 Ocak 2012
    Mesajlar:
    2.825
    Beğenileri:
    617
    Psikanaliz girilmesi kolay ama dibine varılması çok zor bir deniz, hatta okyanustur. Uzm. Psk. halimle ben uzak durdum ;)
     
    #6
    Sechtdamon bunu beğendi.
  7. zxc
    Çevrimdışı

    zxc DSD

    Katılım:
    4 Aralık 2013
    Mesajlar:
    1.674
    Beğenileri:
    2.345
    Ahmed Ahmed isimli bir komedyenin şu şakası aklıma geldi "People in the US think that Muslim men are terrorists and Muslim women are oppressed. But it's exactly the opposite. Yes dear, yes dear, yes dear, ..." :D
     
    #7
    Sechtdamon bunu beğendi.
  8. tsn141
    Çevrimdışı

    tsn141 DSD

    Katılım:
    28 Şubat 2010
    Mesajlar:
    1.491
    Beğenileri:
    1.421
    Merhaba;
    Freudun kitaplarını okumadım, çok da teorisine hakim değilim. Ancak yaklaşımının biraz hatalı/eksik/yanlış buluyorum. İnsan evet özünde bir hayvan ve hayvan içgüdülerine sahip ancak. O içgüdülerin vücut bulmuş halleri bu kadar ilkel değil. Eğer maslow un ihtiyaçlar piramidine bakarsanız bu tip bir yaklaşımın birinci katta belki bir ihtimal ikici kata çıkabileceğini görürsünüz. Diğer üstteki 3 kat için maalesef yetersiz kalacaktır. Bu yaklaşım asla bizim iyi bir ekipman dinlediğimizde aldığımız mutluluğu veya Vedat Milorun bir röportajında bahsettiği "iyi bir şarap almak için radyo parasını harcadım, başka şeyler için gönderilen paralarla iyi yemekler yedim." Davranışı için çok zayıf kalacaktır, ancak ne yazıkkı mevcut güruh bu yaklaşımı benimsemiş vaziyette. Erich Fromm gibi olaya biraz daha üst bir pencereden bakan bir yaklaşım bana daha mantıklı geliyor.
    İnsanı anlamak için daha bütüncül bir yaklaşımla gitmek lazım, ayrıca bu yaklaşımda kesinlikle vicdan, yaratma-meydana getirme dürtülerinin de eklenmesi lazım. Toplumda, yeni tüketim çağı ile birlikte bunların bazıları görünürde olmasa da yok olmaya başlamış vaziyette. Yani insanlaşacağımıza hayvanlaşmaya doğru gidiyoruz aslında. Tek tek açıklamak da fena olmaz aslında;

    Vicdan duygusu şu anda vahşetini giderek artıran dünyada görmemizin çok da zor olmadığı bir şey. Bu durum ayrıca Kuranda "o zaman insanlar içmeden sarhoş gibi olacaklar" diye bir yer vardı, kıyamete yakın zamanın bahsedildiği. Bunda ise ben toplu iletişim araçlarının yaygınlaşmasını bir sebep olarak görüyorum. Yaygınlaşan iletişim araçlarıyla birlikte insana bir çok şey daha da normal hale gelerek, anormal olan davranışlar normalleşip mevcut durumu meydana getiriyor.(burada, köpek insanı ısırırsa haber olmaz, insan köpeği ısırışa haber olur mottosuna selam çakıyorum)

    Yaratma meydana getirme duygusu yine insana has olan ve bana göre insanın sahip olduğu en önemli duygulardan biridir. Bu duygu aslında hayvanda üreme duygusunun biraz daha gelişmişidir. İnsan yaratarak(kendi çapında, asla tanrının yoktan var etmesi ile bir tutmuyorum, bunda dini bir çelişki olmadan düşünün) kendi içindeki tanrısallığı keşfetmektedir. Adeta kendi içindeki tanrıyı ortaya çıkarmaktadır. Ki mutluluğun insanın kendine olan bir yolculuk olarak nitelendirirsek(tasavvuf eserlerinden mantu kut tayr da da bu yolculuğu anlatır, orada simurg yani tanrı imgesi aslında vehdeti vücut ile de birlikte kendisi olur direk), bu o yolculuktaki zirve noktalardan biridir. Günümüzün insanın bir şey yaratmaya zamanı yok, bir şey yapmaya zamanı var sadece. Bu tıpkı normalde yaylada yayılan günde 3-5 kilo süt veren yeri geldiğinde aç olan yeri geldiğinde tok olan ineklerin, ahıra tıkılıp devamlı tok olan ve günde 20-30 kilo süt verene besi hayvanına dönüşmesi gibi. Bir eksik varsa söyleyin:) Kimse de dışarıya çıkma özgürlüğü olmasına rağmen buna girişmiyor, bu da kuran da bol bol dünyalıklardan ihtiyacınız fazlasını allah yolunda harcayın mottosu ile de örtüşüyor. Çünkü insanın o ahırdan çıkmamasının sebebi devamlı-ihtiyacı olmadığı halde- tok olmak istemesi. Chuch Pallanauk un bir lafı var, sahip olduklarımız bizi köleleştiriyor diye. Burada da bir şeyi yaratma, bize yapmaktan çok daha zor hale geliyor. Antik çağlardaki yaratmak için motivasyon oluşturan kolayına kaçma güdüsü artık bir engel konumuna geldi. Kimse bir şeye karşı heyecan duymuyor monoton yaşantımızı bizi bundan uzaklaştırıp o mutluluğu da elimizden alıyor . Ayrıca ne yazıkki insanlarda olan mevcut teknolojiyi abartma alışkanlığı daha da ket vuruyor. Bana göre mevcut teknoloji ve bilim vasıfsız bilgi ve emek yığını. Artık herşey çöplük noktasına geldi.
    Eyyorlamam bu kadar .
     
    #8
    Sechtdamon ve karanehir35 bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş